Evet, itiraf ediyorum. Önceki yazımda da belirttiğim gibi bu koşuya hazır değildim ama istemiştim. Antrenman eksiğim vardı ama olabilirdi. Hırslandım mı? Kesinlikle. Oysa neye bu hırsım diye durup düşündüm. Tabi ki o mücadeleci ruhuma, yorulmak bilmeyen enerjime, her engelin üzerine bir engel daha koymak isteyişime, sadece kendimi rakip olarak görmemeydi. Kısacası aktif spor yaşantımın olduğu süreçteki gibi zannetmiştim kendimi. Oysa ne bedenim, ne zihnim üzerinden çok zaman geçtiğinin farkında bile değildi. Bunu kabul etmek istemesek de birilerinin sesli söylemesi ya da bizim bir şeyleri yaşayarak öğrenmemiz gerekiyormuş. Her zaman sağlığa önem veren bir insandım. Fakat bu sefer ciddi olarak tehlikeli bir girişimde bulundum. Şükür ki, çok kötü durumda değilim ama iyileşmem de zaman alır. “İnsanoğlu böyle” demek çok iddialı bence. Çünkü kimisi söylenenden ders çıkarır, kimisi yaşayarak öğrenir. Peki bileni?

            İçimdeki ben 39,5 K gidip de 2,5 K mı gidemeyeceksin? Diyordu. Saçmalamış olurdum herhalde. Ama öyle dememişti bedenim. Sinyale de kulak vermedi zihnim. Daha çok zorladı bitsin diye. Sanki hiç mi uzun koşmamıştı, hiç mi zorlanmamıştı? Yeni bir ders daha çıkarmıştık işte. Hayatımda ilk kez denediğim maraton serüveninde Okyanus’u geçip, derede boğulmuştum adeta. Ama küsmedim elbette. Ders çıkartıyordum arkadaş. Her şeye kızıp küsecek, kavga edip gidecek değiliz. Öğreneceğiz. Bazen yaşayarak, bazen dinleyerek, bazen okuyarak, bazen, bazen… Her yeni yola çıktığımızda, yeni yerler keşfederiz, yeni şeyler öğreniriz elbet. Önemli olan o yolculuktaki mesajı alabilmekte. Son yolculuğum da bana bir kez daha “Hırslarına yenik düşme” dedi adeta. Evet, itiraf ettim bende kendime. Umarım ders çıkarmayı başarabilmişimdir. Hani söylemiştim ya, önce kafanda bitirmek lazım ki gerçeğe yansısın. Kendini hazır hissetmek buydu işte. Benim için bitmemişti. Sadece bedenimle denemek istedim. Neyse şimdi yaraları sarma zamanı. Keşke demek insana hiçbir fayda sağlamıyor. Şu an önemli bizim için. Buradan sonra ne yapabiliyoruz?

           Gelelim Maratona; hayatımda ilk kez böyle bir parkur koşmuştum. Mental hazırlığım olmasa da; o yokuşlar böyle çıkılacak düzlükler şöyle geçilecek, besin ve gıda takviyeleri atlanmayacaktı. Bunların dışında keyif almak en önemlisiydi. Hava, ne soğuk ne de sıcaktı, tam istediğim gibiydi. Belki rüzgar yer yer bizi yoracaktı ama bitirecektik İnşallah! Yenikapı’dan start aldık. Koşuyordum ama sanki vücudum hiç istemiyordu. Eminönü, Galata Köprüsü, Karaköy, Beşiktaş, Barbaros derken 15 Temmuz Köprüsü’ne varmıştık rüzgarın fısıltısı eşliğinde. Şehitlerimiz geldi aklıma. Dua ettik, “O Kara Gece” (https://www.aynenn.com/o-kara-gece-sehidlerinardindan/) ‘yi hatırladık. Artık dönüşe geçmiştik. Düşünmeye başladım. Barbaros’tan aşağıya inerken yokuşların bittiği geldi aklıma. Yarımadaya doğru ilerleyişimi sürdürüyordum. Derken Galata köprüsünü geçip, Kadir Has’a döndüm. Aniden bir sızı belirdi sağ dizimde. Büyük ihtimalle ayaklarımın asfalta adeta çekiç gibi vurmasına, kaslarım ve bağlarım aşırı gerilerek tepki gösteriyordu, beni uyarıyordu. 33 K olmuştu ve ben artık son düzlük diyordum umursamadan ilerleyişimi sürdürdüm. Balat’ı geçerken sızı ağrıya dönüştü ve sağ bacağım artık asfalttan kalkmak istemiyordu. Bir ambulansa yanaşıp soğutucu ile kısmen uyuşturdum ve koşuya devam ettim. 170’lere çıkan nabzım, vücuduma aldığım kafein ve adrenalin ile kafamdan neredeyse duman çıkartan vücut ısısı koşumu sürdürmeye devam etmemi fısıldıyordu. Haydi bitirdin neredeyse geldin. Belki de bunlar düşünmemi engelliyordu. Derken kendimi yerde buldum. Bacağım kilitlenmişti. Artık gitmiyordu. Orada görevli polislerimiz gelip ambulans çağırmak istediklerinde onlara koşuyu bitirmek istediğimi çağırmamalarını söyledim. Ancak aynı noktada geçirdiğim 15 dakika neticesinde bir adım daha atamayacağımı anladım. Artık düşünebiliyordum. Saatime baktığımda nabzım 110’lardaydı ve 39,5 K gösteriyordu. Neyi zorluyorsun dedim kendime. Şu hırs meselesi. Çok zor bazen kabul etmek. Ama zorundasın işte. Sağlık kabininde yapılan müdahale neticesinde bağlarımın biraz gevşediğini hissettim ancak yürümekte güçlük çekiyordum. Ama itiraf ettim kendime. Ders çıkardım dedim. Bunu zaman gösterecekti elbet. Bende kendime söz verdim. Yaşadıklarımı kendime anlatacağım diye. Aslında profesyonellik neyi gerektirirdi? Yapılması gereken beyefendi gibi kenara çekilmekti. Değerli okur, sağlıktan değerli çok az şey vardır. Ya da şöyle de denilebilir; Daha gidilecek bir sürü parkur, görülecek güzel yerler, koşulacak patikalar var. Bu yüzden gerek yok 😉

            Şimdi ne olacak? Tabi ki kalktığım yerden devam edeceğim. Vazgeçmek bize göre değil. Yola çıktık bir kere. Bu da bir kenarda dursun söz niyetine. Önce iyi bir tedavi, ardından adaptasyon… Sonra ise antrenmanlarıma yavaş yavaş başlayacağım.

Kendime not; Nefsime uymayacağım.

            Ben yeni bir ders aldım belki de ama son satırları yazarken Terazi Burcu olduğumda geldi aklıma. Kimine göre manyaklık yaptığımız, kimine göre boş iş belki ama yola çıkmadan, yoldakilerle tanışmadan karar vermeyin derim. Önceki yazımda da belirttiğim gibi. Yeter ki harekete geç! Gerisini bedenin istemese de zihnin isteyecektir. Bir amaç mı arıyorsun? Keyfe keder yetmez mi yürümene ??

Yazan, Murat Ozan Deniz