Orman Fakültesinde okuduğumuz yıllardı. Sarıyer, Çayırbaşı, Bahçeköy, Tarabya ve İstinye’de pek çok esnaf abimizle tanışmıştık. Onlardan bazıları ile hala görüşürüm. Zira dostlukları muhafaza etmek vefadır. Yaptığımız bazı buluşmalara onları da davet ederim. Hatta 2009 Ramazan ayında, İstanbul Orman Bölge Müdürlüğü misafirhanesinde Orman mühendisi arkadaşlarımız, öğrenciler ve onların da bulunduğu, adını “Vefa İftarı” koyduğumuz bir iftar düzenlemiştik.

Adıyamanlı Hüseyin Altınsoy abi onlardan biriydi. Sarıyer’de mütevazı dükkanında ayakkabı tamirciliği yapıyordu.

O zamanlar sabahlara kadar uzayan gecelerde biriktirdiğimiz umutla dikenli yollara dalacak cesaretimiz vardı ama elimiz boş, cebimiz delik, ayakkabımız yırtıktı. Yıpranmış, eskimiş ayakkabılarımızı tamir için ona götürürdük. Darları genişletir, ayağımıza bol gelenleri küçültürdü. Yırtık yerlerini diker, topuk lastiklerini yeniler, altı delinmiş olanlara ise pençe yapar; adeta onlara can verirdi.

Teslim almaya gittiğimizde ise öğrenci olduğumuzdan çoğunlukla para da almazdı. Bir zamanlar arkadaşlarımızın ayakkabıları üzerinde yüce gönüllü Hüseyin abinin parmak izleri vardı. O ayakkabılar yok artık ama hayatlarına dokunulan onlarca gencin yüreğinden o günlerin izleri hiç silinmedi. Hüseyin abi ve bize iyilikleri dokunan Sarıyer esnafını unutmamız mümkün mü?

O ve onun gibiler vefa ile anılmayı her daim hak ediyorlar.

Bu Kurban bayramında Hüseyin abi beni aradı. Müsait bir vakitte ziyarete geleceğini söyledi. Birkaç gün sonra yayınevinin kapısındaydı. Artık yetmiş üç yaşına gelmiş, siyah sakalları bembeyaz olmuş, beli biraz eğilmiş, elinde baston… Fakat yüzünde tebessümü ve neşesi hala ilk tanıdığım yıllardaki gibi. Eski günlerden özlemle konuştuk. Şimdi Fransa’da olan oğlu Akif’ten, Sultanbeyli’de zabıta olan büyük oğlu Fatih’ten, evlenmiş iki kızından ve sekiz torunundan bahsetti. Gençliğinde İslami çalışmalarda bulunduğunu, siyasi mücadele içerisinde aktif yer aldığını, seçim zamanlarında afişler astığını anlattı; ayrıca önceki gün defnettiğimiz Şule Yüksel Şenler’in, o dönemde genç kızlar üzerindeki olumlu etkisinden bahisle hanımının da gençliğinde Şule Hanım’dan çok etkilendiğini söyledi.

O günleri hatırlamanın şevkiyle eski ortak dostlarımızı telefonla aradık. Sonra Cuma namazını Fatih Camii’nde kıldık. Fatih’in türbesi önünde birlikte fatihalar okuduk, Hüseyin abinin hatırası olsun diye bir de fotoğrafını çektim.

Rabbim iyileri, vefalıları aramızdan eksik etmesin. İyilik her kalbi açacak tek anahtardır.

Bütün elbiseleri yırtsak bize vefa elbisesi yeter!

Yazan, Cemal Balıbey